Ana içeriğe geç
tüm yazılar

Cevap sosyal bilimler mi?

Popülizm dalgaları yüz elli yıldır tekrar ediyor, biz de her seferinde tekil bir sorumluyu arıyoruz. Bu refleks nereden geliyor — ve onu ciddiye aldığımda beni nereye götürüyor?

Popülizm dalgaları tekrar ediyor. 1890’ların Amerika’sı, 1930’ların Avrupa’sı, 2010’lardan beri neredeyse her yer. Biçim değişiyor — lider değişiyor, slogan değişiyor, düşman değişiyor — ama dalganın kendisi yabancı değil. Tarihçiler bunu uzun süredir böyle okuyor.

Buna rağmen her seferinde aynı şeyi yapıyoruz: birini buluyoruz. Bir liderin kişiliği, bir partinin stratejisi, bir seçim hatası. Sorumluluğu tek bir yere yapıştırıyoruz. “Onu çıkaralım, düzelir” diyoruz. Sonra dalganın bir sonraki tekrarında aynı cümleyi yeniden kuruyoruz.

Bu ilginç bence. Bir dinamik yüz elli yıldır tekrar ediyorsa, tekil sorumlunun hikâyesi bir yerden sonra tutmuyor. Bireyler değişiyor, dalga kalıyor. Yani asıl soru tek bir kişi değil, şu: hangi koşullar bu dalgayı tekrar tekrar üretiyor?

Bu ekonominin, sosyolojinin, tarihin, psikolojinin ortak sorusu. Kendi alanım değil — ben comp-bio’cuyum, bu dalgaların içinde yaşamaktan başka bir temasım yok. Ama dışarıdan bakınca fark ettim: bu soruları araştıran alanların ne kadar az desteklendiği ile, aynı refleksleri tekrar tekrar yapmamız arasında bir bağ var gibi. “Gerçek bilim” dediğimiz şeyi darlaştırmışız; içine yüz elli yıldır tekrar eden bir olguyu nedensel olarak anlamak girmiyor. Girmediği için de her dalgada aynı cümleyi kuruyoruz.

Sonra şunu düşünmeye başladım. Neden tekil sorumluyu aramak bu kadar çekici? Belki beyin parsimony ile çalışıyor — en az sayıda nedenle en çok şeyi açıklama eğilimi. Sistemsel, etkileşimsel açıklamalar pahalı. Çok parametreli, belirsiz, bir kerede yakalanması zor. Beyin “bu adam yaptı” diyebilirse rahatlıyor. Anlamlandırma kısayolu.

Ve burada küçük bir ironi var. Neden tekil sorumluyu arıyoruz? sorusunu ciddiye almaya başladığım an, cevap beni sosyal psikolojiden bilişsel bilime, oradan beynin temel işleyişine kadar götürüyor. “Sosyal bilimi önemseyelim” diye başlayan bir düşünce, sosyal ile biyolojik arasındaki sınırın zaten çok silik olduğu yerde bitiyor. Bir olguyu anlamak için tek bir disiplin yetmiyor — hatta “alan” kavramı bile fazla keskin duruyor.

Sanırım şimdilik çıkarımım şu: tekrar eden toplumsal dinamiklerin karşısında aynı refleksi tekrar etmemek için, o refleksin de neden orada olduğunu merak etmek gerekiyor.