Ana içeriğe geç
tüm yazılar

bir katman daha?

Godfrey-Smith’in Living on Earth‘ü bir düşünce tetikledi: evrimsel canlı olmakla bilinçli sorumluluk, aynı bütünün iki katmanı mı? Ahlaki çeşitlilik, genetik çeşitlilik gibi bir güvence olabilir mi?

Other Minds ve Metazoa’nın yazarı; Sydney Üniversitesi’nde Bilim Tarihi ve Felsefesi profesörü Peter Godfrey-Smith’in Living on Earth‘ü… Kitap okuma listemde uzun süredir duruyordu, yeni başlayabildim. Daha başındayken birkaç düşünce tetiklendi…

İki perspektif. Bir taraftan biz de evrimsel sürecin içindeki bir canlıyız — diğer türlerin evrimini etkileyen özellikler evriltmiş bir canlı, ama tek değil. Kitap da zaten siyanobakteri örneği ile açılıyor — atmosferi oksijenle kirleterek, o dönemdeki oksijene toleransı olmayan türler üzerine katastrofik etki yaparken, bizlerin yaşadığı, yaşamak için muhtaç olduğu dünyayı şekillendirmesi ile. Yaptıklarımız, neticede, “doğal” bir süreç. Diğer taraftan, bilinçli canlılar olarak bir şekilde sorumluyuz. Yaptıklarımızı sorgulayabiliyor, değiştirebiliyor, vicdanla tartabiliyoruz.

İlk bakışta iki perspektif ayrı duruyor. Üzerine düşündükçe ayrı olduklarından emin değilim.

Bilinç nedir, tam olarak bilmiyorum. Okumak istediğim bir mesele bu. Ama şu anki kanım: hormonların, kimyasalların, elektrik akımının etkileşiminden doğan karmaşık bir olgu. Biyolojiden ayrı bir şey değil, biyolojik süreçlerin bir çıktısı. Bu doğruysa, “bilinçli olarak sorumluluk almak” da biyolojik bir davranış. Evrimsel sürecin dışında ayrı bir kategori değil — içinde bir katman.

Vicdanı da bu bütünün içine yerleştirmekte zorlanmıyorum. Çevreyi kirletmekten doğan rahatsızlığı “sorumluluk” olarak deneyimliyoruz — ama vicdan ayrı bir biyolojik bileşen değil. Sosyal bir canlı olarak evrimleşmemizin bir ürünü. Sosyal yapının kendisi de evrimsel bir süreç. O zaman vicdan da, sorumluluk hissi de, evrimsel sürecin dışına çıkmıyor. Onun bir ürünü. Bir katman daha.

Burada ilginç bir şey var. Bir popülasyon içinde farklı ahlaki pozisyonların, farklı değer yargılarının bulunması aynı genetik çeşitliliğin çevresel değişikliklere karşı direnç sağladığı gibi, o popülasyonu daha dirençli kılıyor olma ihtimali var mı? Düşünsenize, bir anda herkes belirli bir davranışı reddetse — bunun ekolojik ve toplumsal sonuçları ekstrem olurdu — belki “iyi” belki “kötü” ama ekstrem. 1 Genetik çeşitliliğin bir güvence olması gibi, ahlaki çeşitlilik de öyle olabilir. Boyumuzun, rengimizin, hastalığa direncimizin farklı olması evrimsel bir avantaj sağlayabiliyorsa; değer yargılarımızın farklı olması da belki aynı kategoriden?

Ama tam burada bir şey bitiyor, başka bir şey başlıyor. “Evrimsel olarak avantajlı” ile “ahlaki olarak doğru” aynı şey değil. Çeşitliliğin uzun vadede popülasyonun devamlılığı için avantajlı olması, diğer görüşlerin doğru olduğunu söylemiyor. Sadece o çeşitliliğin neden var olduğunu açıklıyor. Bu noktadan sonrası biyolojinin konusu değil bence — felsefenin. Belli toplumsal normlar içinde yaşıyoruz. Farklı toplumsal yapılarda farklı “doğrular” oluşuyor. Bu doğrular benim için kendi hayatımı kurduğum çerçeve. Kendi doğrularıma göre yaşadığımda mutlu bir birey oluyorum. Ama benim doğrularım, başkalarının doğrularıyla aynı olmak zorunda değil. Çevre, geçmiş, yaşanmışlıklar — hepsi kimin neye “doğru” dediğini şekillendiriyor. Başkalarını kendi gördüğüm doğru yönünde yaşamaya teşvik edebilirim, argümanlarımı anlatabilirim. Ama olan şey argümantasyon. Mutlak bir gerçek değil — bir bakış açısı, bir görüş.

Ve belki gen × çevre etkileşimi sonucunda belirlenen bir ikna kabiliyeti de zaten görüş çeşitliliğini ve bunun neticesinde davranış çeşitliliğini belirleyen biyolojik bir katman daha olabilir mi?


Kitabın başındayım. Yazar nereye varıyor bilmiyorum. Belki bu düşündüklerim oraya hiç uymuyor, belki yaklaşıyor…